çok üzgünüm. istemediğim şeyler söyleyip kırmamam gereken insanları kırıyorum. üç gün üç arkadaşımı kırdım. bunlardan birisi bana beş ay önce sancılı bir süreç yaşatmıştı.bağırmasıyla birlikte tetiklenen olaylar benim saatler süren titreme krizlerine girmeme neden oluyordu. gene yaptı aynı şeyi. telefonda bağırarak 'benim sana söylediğim şeyleri neden ona söyledin' dedi. bağırmaya da devam ediyor. ben de, bana bu şekilde bağıramayacağını yüz yüze konuşmamız gerektiğini söyledim. çünkü onun daha önce bana bağırmasına izin vermiştim. ve ben ne kadar sakin bir dille anlatmaya çalıştıysam o daha da hiddetlenmişti. her neyse, konuşmayalım diye yakındı. canın sağ olsun dedim. bazı durumlarda hakikaten sınırları çok iyi çizmek gerekiyor. ve bu sefer sınırımı çizebilmiştim. ve daha önce olduğu gibi titremelerim başlamadı.
belki de dostum, dünyanın senin etrafında dönmediğini, herkesin seninle yatmak istemediğini, herkesin senin peşinde koşmadığını anlaman gerekiyor. ve o kadar geç anlıyorsun ki sanki zihinsel gelişimin durmuş gibi. seninle epi topu üç kere konuşmuş birinin seninle 'cilveleştiğini', darbe günü hemen sana 'nasılsın' yazmasının sadece senin özelinde olmadığını bilmen, yaptığın resimleri kullanarak insanlara yürümemen, benim gibi ortak arkadaşlarına 'sevgilisi var mı' diye sormaman gerekiyor. bunları sana söyleyemeyeceğim çünkü beni anlamayacaksın, ve yine beni ağır psikolojik depresyonlara sokacaksın. bu yönüm, hakikaten tekrar tanışmak istemediğim bir yönüm. sana izin vermeyeceğim. çünkü zaman çok çabuk geçiyor ve ben kendimle başa çıkabilme konusunda güzel ilerliyorum, mutlu olmayı, gülmeyi seviyorum. dengesizliğimi dizginliyorum, kendimi biliyor, tanıyorum, geçeceğine ve tekrar konuşacağımıza dair umudum tam.
sağ kolum uyuşuyor.
geçecek. neler geçmiyor ki ? kendimi sürekli özür dileme konumuna düşürmüş buluyorum. insanları kırıyor ve özür diliyorum. bunu yapmamak için biraz durulmaya ihtiyacım var. sakin kalıp düşünmeye, yapıcı düşünmeye.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder