eliferen92@gmail.com

28.5.16

naif şeyler listesi I

- fusi - virgin mountain
- 100 yaşında camdan atlayıp kaybolan adam
- oslo, 31 ağustos
- castillos de carton
- elling

25.5.16

üzülme.

alesten 65 aldım. galatasaray 70 istiyordu. napalım. benim canım sağ olsun (mu). haftalarca okula galatasarayda yüksek lisans yaptığımı hayal ederek şevklene şevklene gitmiştim. demek ki neymiş, (yani ben yelpazeyi daha da genişlettim.) bi hedefe saplanıp kalmak böyle çakozlatıyormuş. yalnızca hedefe değil bir de, kişilere, olaylara, fikirlere saplanıp kalmak çakozlatır. fransızca hazırlık kursu için tek bir kişi alan galatasaray, işte o kişi ben olacaktım. ne hayallerim vardı be. ama üzülmeyeyim. mimar sinan var. kıytırık özel üniversiteler var. emek piyasasında birilerinin ağız kokusunu, kaprisini, beklentilerini o kadar karşılamayacak onurum var ki(teşekkürler çeko), okul bitince bomboşta kalmaktan çok korkuyorum. yüksek lisans olmazsa bir sene daha beklemek istemiyorum. zaten muğlada felsefe okumakla yeterince vakit kaybettim. e bunun bir de, ailemin önyargılarını kırabildiğim için 'akademisyen olacak bu, başka bir iş yapamaz' beklentileri iyice baskı yaratıyor. eskiden takip ettiğim blogların birkaçına tıkladım tekrar, hepsi zehir gibiydi, çoğunun en son yazısı bir işe girmiş olmakla alakalıydı. sonra da bir daha yazmamışlar. hepsi bloglarına veda etmiş. (derdim bloğa veda etmek değil, büyük mevzuyu kavrayalım)(biz 2009'dan beri burdayız gardaş fkdjfd) 
hayat bu. zaten. yarın yaşayacağmızın bile garantisi yok.
(böyle düşününce her şey daha hafif)

24.5.16

yarın tezimin son taslağını vereceğim ve artık beynimi kullanmak istemiyorum.
gerçekten.



lütfen ölme küçük kaktüs, lütfen bizimle kal :(

21.5.16

serdar akarın askerleriyiz jdkfjnsdkl

sinema tarihinde böyle bir sahne var mı acaba

14.5.16

işverenin sendikası mı olur ya

9.5.16

acaba düzlüğe çıkar mıyız? ben çıkacağımıza inanıyorum. her ne kadar bunları yazarken titresem de. beni bu kadar etkileyen şeylerin özünü bulmam gerek. suçlu ya da haksız yok. hepimiz kendimize göre 'bir şey'iz zaten. mevzu, yaşayabilmenin muazzam şımarıklığında. hiçbir şeyden zevk almıyoruz, hiçbir şey mutlu etmiyor. her şeye 'benim' gözüyle bakıyoruz. sanki, ölüp gittikten sonra geriye yalnızca yenmiş kemiklerimiz kalmayacakmış gibi davranıyoruz. herkes, (ben de dahil) herkesten bir şeyler bekliyor. herkes bir beklenti içinde. bu da, farkında olmadan herkese sorumluluk yüklüyor. sevgilimizden bizim istediğimiz gibi davranmasını bekliyoruz, anne babalarımızın bizi çok sevmesini bekliyoruz. oysa, bir kabullenebilsek, bir yaşayabilsek. bu beklentiler karşılanmadığında karşı tarafla çatışıyoruz, kendimizle çatıştığımızı göremiyoruz bile. kendimizi sevmiyoruz aslında. fazla kilolarımızdan, bir yerdeki bi yaramızdan, 'onlar' gibi giyinemeyip , 'onlar' gibi olamayıp, 'onlar' gibi düşünüp davranamadığımızdan yakınıyoruz. ah bir kabullenebilsek, bir düzlüğe çıkabilsek.. işler öyle bir raddeye geliyor ki bedenimize bile saygı duymuyoruz, titremeler geliyor, kafamızda kaşıntılar çıkmaya başlıyor, bileklerimizi kestiğimizi, boğazın o derin sularına düşerken hayal ediyoruz. bu hem istemsizce oluyor, hem de isteyerek, bilerek. öyle ki, intiharı sırf arkamızda kalanlar acı çeksin diye gözümüzün önünde canlandırdığımız bile oluyor! ne kadar bencilce, ne kadar kötücül!

go to sleep

8.5.16


8.5.16
merhaba blog. tezimde 30. sayfaya ulaştım. benim için sayfa sayısı nitel anlamda pek bir şey ifade etmese de aylardır okuyup okuyup 15.sayfada kalmaktan iyidir diye düşünüyorum. bugün alese girdim. öncekinden daha iyiydi ta ki, görevli 'son beş dakika' diyince kadar. sayısal ikiye daha yeni geçmiştim halbuki. (öncekinden daha iyi dediysem öncekinden 4-5 soru daha iyi). bunun dışında genel anlamda baya iyiyim. sondan bi önceki görüştüğüm psikiyatrist bana 'anksiyete bozukluğun var' dediğinden beri kaygılarımı deşmeye, onları anlamlandırıp çözmeye çalıştım; kendi kendime, anılla, kitaplarla.. gariptir kierkegaard'ın kaygısını okuyunca (tez yazmam, tez dışındaki her şeyi yaparım) biraz daha iyiyim sanki. hem psikolojik olarak hem de tezsel süreç bağlamında. kafamda tezle ilgili sorular canlanıyor, neyi nereye nasıl bağlayacağımla ilgili, ve sonra okuma yetim devreye girip hop! buluyorum cevabını. bu iyi bir şey. mesela eşcinsellikle transseksüelliğin ne bağıntısı var? aslında pek de yok gibi görünüyor zira biri cinsel yönelimle alakalı diğeri ise cinsiyetle alakalı. işte bu sorunu pınar selek çok iyi bağlamış, -en azından türkiyede- transseksüellerin izleği eşcinsellik alt kültürüne dayalı olarak gelişmiş. 
neyse, kaç senedir buradayım ve buradan birsürü güzel dost edindim, bu dostlardan birinin bloğunu okurken onu buradan tanıdığım günden beri ne kadar idealist bir insan olduğunu düşündüm. sonra, benim de, bu kaygı zırvalıklarını bırakıp ideallerim yolunda harekete geçmem gerektiği aklıma en sonunda düştü... mayıs sonuna doğru istediğim okulların yüksek lisans başvuruları başlıyor. gönlümden galatasaray sosyoloji geçiyor ama who knows tabiki. tabi galatasarayı hayal edebilmek için dayanaklarım var. mesela mülkiyede makale yazmış olmam ve şu anki bitirme tezimin toplumsal cinsiyete farklı bir alanla yaklaşıyor olması gibi... disiplinler arası bir şeyler üretmeye çalıştığımı düşünüyorum. kaynak okumaktan cılkım çıktı.......................................................

sarmaşık internete düşmüş, akşama sarmaşık izliycezzz ;)