eliferen92@gmail.com

29.3.14

:(

bugün kitapçıdan kör baykuşla venedikte ölümü almış, gece'yi metis yayınları penguen kitabevinde %20 indirimli diye bırakmıştım. internette yayınevleri hakkında öylesine yazılar okurken penguenin kadıköy şubesinin kapatıldığına dair bir yazıya denk geldim. haberin bir 4mart olan yayın tarihine bir de içinin boşaltılmış olduğu fotoğraflarına bakıyordum. çünkü yanlış hatırlamıyorsam oraya gideli bir ay bile olmamıştı. sahibinin 600bin kağıda gratise devrettiğini öğrenmeme rağmen üzülmedim desem yalan olur. oranın kedisini, kasaya bakan beyefendisini seviyordum. aynı şeyin, bu ya da farklı sebeplerden ötürü babil ve kırkambarın başına da gelmesinden öyle korkuyorum ki.
vay amk.
üzüldüm.

27.3.14

aramızda kan bağı var diye anne ve babadan anne ve babalık beklemeyi bırakalı çok oldu
orospu ajans 2 günlük ücretimi hala ödemedi
içimdeki şeyi kitaplarla arındırıyorum

25.3.14

zanım karızım

elimde bir makine ve bir anane hırkasıyla çanakkaleye gittim. yol bacak yoran cinstendi ve bir türlü stanbouldan çıkamıyorduk ve fante bitmiyordu, fante bitmedikçe canım tatlı şaraplar çekiyordu. eceabat yakınlarında kitabı bırakıp yolları ağaçları izledim. içimden iyki yapmışım iyki kaçıp gelmişim diye sayıklayıpduruyordum. artık ne istediğime kati suretle emindim, bunu istiyordum, -belki de o adamı-, kentinin sakin, düzenli, denizinin ağacının olduğu herhangi bir yeri istiyordum. kentte biraz dolaşıp evimize vardık. telefonda öylesine söylediğim bir şeyi ciddiye alıp viski almıştı. otuz beşlik jack danielsı nası bitirdim hiçbir fikrim yok ama etkilerini sabah kalktığımda akşamdan yediğim ıspanaklı börek dolayısıyla yataktaki, perdedeki, saçımdaki, kulağımın içindeki ıspanak parçalarından görebilecektim. ertesi gün de biraz kustuktan sonra düzeldim. aristonun takıldığı yere, assosa gittik. oranın köylüleri de ne yazık ki akan turist nehrinden nasiplerini almış tüccarımsı bir çirkinliğe bürünmüşlerdi. ikinci gün güzelyalıya götürdü, makinemi arabada unuttuğum için fotoğraf çekemedim. birsürü keçi sürüsü kaçırdım. bir dahakine artık.
neticede güzel insanlar var, güzel yerler var, güzel evler kitaplar kentler, kentler var.

'istiyor ha istiyor zanım karızım'
o ki, içeri girer girmez ben kitap okurken burnunun soğukluğuyla yanağımdan öpen adam,

mutluyum ve güzel şeyler hissediyorum.

20.3.14

bugün muhasebe ödevini teslim ettikten sonra hava güzel olduğuçin tabiki de sonraki iki derse girmeyip modaya inecektim, ve tabiki de kendime verdiğim sözleri yerine getirmemekte king olduğumdan mütevellit yedi buçuk lirayı opera biletine yedi yirmi beş kuruşu da çük kadar bardakta içeceğim mokaya verecektim.
he kapitalizm he

8.3.14

hiçbir şey benim boş zamanımdan daha değerli değil. hiç kimseye para kazandırmayacağım. 9 saatliğine 50 lira veren ajanslarda çalışıp hiçbir şekilde reklam dünyasını büyütmeyeceğim. daha azıyla yapabilirim. yokla varolabilirim. bu sistem için kıçı kırık marketlerde elimde sütaşın peynirleriyle dolapların yanında bacaklarımdan kasıklarıma dek donmayacağım. bunu kendime yapmayacağım. birkaç zevkimden mahrum bırakırsam kendimi, operalar, tiyatrolari kahveler, bunları bırakırsam bir süreliğine, ölmem herhalde değil mi?
siktir ol kapitalizm, ben yokum.

5.3.14

kendimanlam.i

güney:panait
insan:saitfaik
çocukluk:papatya
tezer özlü:elektrik şokları
ev:gebze

3.3.14

blog işini baya yürütür oldum.

OROSPU ÇOCUĞU DEDIM MERCIMEK VER!

Çarşamba
Saat beşteki şirketler muhasebesi dersini asıp saat beşteki sinema kulübünün tanışma toplantısına gittim. burada seks, sanatseks, sepetyürüme ya da bayağı bulunabilecek hiçbir davranış yoktu. insanlar naif ve kendilerini biliyorlardı. 30 kişiyi geçik bir üye topluluğu olmamıza rağmen geri zekalıca bir espri yapıp salonu kahkahadan kıran tipler de yoktu. topluluk kendinden bahsettikten sonra modern timesı izledik. topluluk, film bitince işgal evlerinde gösterim yapabileceklerinden okulla sınırlı kalmak istemediklerinden bahsetti.
şarloyu daha önce de izlemiştim erkek kardeşimle fakat güzel bir toplulukla izleyip beraber gülmekten daha fazla keyif aldım. sonra chaplin denilince aklıma sürekli bertoluccinin the dreamerstaki iki elemanın chaplin-keaton kapışması geliyordu. neyse film bittiğinde insanlar filmde gördükleri sahneleri anlatıp 'ben şu sahneye değinmek istiyorum' deyipduruyorlardı.
'iğrenç, boktan bir düzen içinde hala umudu var chaplinin'
'beyaz koyunlar siyah koyun sonra insanlar hede hödö'
'insanlar kendi emeklerine yabancılaşıyorlar, makineleşmeye dur demeliyiz, bunun önüne geçmeliyiiiöööz :(' (en saçması buydu)
konuşmalar da bitince topluluğun bizim için bastığı 'yetimhaneden malikaneye:chaplin' makalesini alıp tiyatroya gitmek üzere mutlu bir şekilde ayrıldım oradan çünkü güzel insanlar sahiden vardı ve güzel şeyler yapmaya çalışıyorlardı.
dağcılık topluluğundan sonra para saçmadan da kendime iyi şeyler katabileceğim bir yer bulmuştum.
kadıköye indiğimde haldun taner sahnesindeki oyunun sekiz buçukta, toros canavarına olduğunu zannedip yavaşça hareket etmiş bir kahvecide oturmuştum. yedi buçukta girdiğim kahveciden sekizde çıktım. haldun tanere gittiğimde kapılar kapalıydı. güvenlikbeye toros canavarı yok muydu bugün kapılar neden kapalı diye sordum. içeride toros canavarı değil ölü adamın cep telefonu oynuyor hanımefendi dedi. meğer cuma günkü oyunla karıştırmışım. -daha sonra cuma günü bu oyuna gittiğimde ilk perdesi bir saat on beş dakika sürdüğü için yurttan tutanak yemeyeyim diye ikinci perdesine giremeyecektim.- güvenlikbey, biletimin olmadığını zannedip gişeler kapandı hanımefendi yine de gelin isterseniz dedi. daha sonra bu yanlış anlaşılmayı da düzeltip gişeden biletimi alarak oyuna on iki dakika geç girip oyunun ilk perdesini merdivenlerde izledim. ***galiba spoiler*** oyunda lorde, daft punk, sinatra çaldılar, arda aydının -elimde olmadan- mesut insanlar fotoğrafhanesindeki performansını bu oyundaki performansıyla kıyasladım. daha geri plandaydı, belki oyunu yönettiği içindir bilemiyorum***galiba spoiler***
bu oyundan da mutlu bir şekilde ayrılıp güvenlikbeye beni içeri aldığı için teşekkür edip güvenlikbeyin samimiyetsiz mi mahçup mu, ne olduğunu kestiremediğim mimiklerini aklıma alıp sekiz kişilik odama dönmek üzere çıktım oradan.

rachmaninofftan gelsin.

1.3.14

yaşamım

ailemin yanında daha güvende, facebooksuz, twittersız, instagramsız bilumum sanal mecrasız, kitapla, tuğla gibi kitaplarla, laynele, telefonsuz, insansız, tekkendimle, kimsesiz,

daha katlanılabilir,

daha güzel.